Hayatının Bir Anlamı Var
Günümüzde, hem ülkemizde hem de dünyada çok ihtiyacımız olan ve aslında herkesin arzuladığı barış neden bir hayal? Aslında elbette hayal değil ama öyle bir noktaya geldik ki asla gerçekleşmeyecekmiş gibi geliyor. Ancak barış denilen şeyi başarmak zorundayız, zira tüm yaratılışımız sadece buna gelmek için…
Geçmişte özgürlük adlı makalemde özgür olmadığımızdan bahsetmiştim ve nedenlerini de gayet bilimsel açıkladım. Ne dinci ne de laik bir şahısın yazdıklarıma söyleyebileceği pek bir şey yok. Belki duygusal olarak durumu hazmedememiş olabilir. Ama inanın dünyanın ve ülkemizin halini gördükçe kimin ne dediği pek de umurumda değil…
Kişinin kendisini böyle ölçmesi normal, çünkü eğitimimiz maalesef fabrikadan mal çıkarma mantığıyla düzenlendiği için başka bir alternatif bize verilmiyor… Yani kendimizi el âlemle, sınavlarla, notlarımızla kıyaslayarak hayata atılıyoruz. Ancak bir kişinin, standartlaştırılmış sınama yöntemleriyle elde ettiği başarı gerçekçi değildir; çünkü kişinin performansı yaşına, zamana, o anki ruh haline, kişisel yeteneklerine ve becerilerine göre değişir.
Bu yüzden dünyada birçok efsanevi iş adamının okul bitirmeden bunca şey başardığına şaşmayın. Hepimiz farklıyız; birbirimizle kıyaslanamayız ve ölçülemeyiz. Değil eğitim sistemini bu fikirle oluşturmak, bunu düşünmek bile en aptalca şey olsa gerek. Yıllarca bizleri üniversiteyi bitir ve bir baltaya sap ol diyerek büyüttüler. Ama artık yeni nesil bunları yutmuyor. Eğitimi düzenleyen eski nesil de neden başarısız olduklarını anlayamıyor. Yeni nesil kendisi için iyi bir gelecek göremiyor.
Şimdi bu yukarıda bahsettiğim şeylerin barışla ne alakası var ki diye düşünebilirsiniz. Haklısınız. Şöyle özet geçeyim: Barış artık tüm insanoğluna bağlı. Bir ülkeye, bir şehre değil, bir mahalleye, sokağa ve aileye değil! Bugünlerde aile denilen kurum neden çöküyor sanıyorsunuz ki? Çünkü tüm dünya çöküyor ve hep beraber o akıntının içerisindeyiz, bundan kaçış yok!
Bu yüzden barış istiyorsak önce dünyayı ve realiteyi net bir şekilde görmemiz lazım! Temel unsurlara bir bakalım…
Öncelikle şunu görmeliyiz; yaratılışta hiçbir şey hasbelkader yaratılmadı. Bedenimizde bile her şeyin bir işlevi var; gidip apandisitinizi durduk yere aldırmayın, bilim de keşfediyor, onun da bedende görevi var. Bu yüzden yaratılışta bir kusur aramak son derece aptalca olur. Yukarıda da değindiğim gibi her şey mükemmel. İnsan hariç!
Peki, insan denilen bu vahşi, hasta ruhlu varlık; sürekli arayış içinde olduğu sükûnet, barış, sevgi, adalet gibi şeyleri hayatında inşa edebilir mi? Mümkün mü? Eğer hayatında bunların eksikliğini hissediyorsa ve gelişmiş bir zekâsı olduğunu da görüyorsa o zaman kişi şuna da inanmalıdır ki böyle bir dünya inşa edebilir.
Soru şu: ‘Doğamız gereği ızdırap çekerek hep toplumsal değişimler geçirdiğimize göre; insanoğlu daha ne kadar ıstırap çekmeli ki ideal bir sistem oluştursun?’ Zira herkesin “Bıçak kemiğe dayandı!” lafı herkese aynı hissi vermiyor ve el âleme bıraksak bıçağı kemiğe dayayıp dayayıp dürtecekler! Yani siz de takdir edersiniz ki; bazı adamlar elin oğlunu gemide ölmeye gönderiyor ama kendi oğluna gemi falan satın alıyor, J.F. Kennedy’nin oğluna on beşinci doğum gününde yaptığı gibi mesela. Öyle bıçağı kendi kemiğinde falan pek hisseden yok! Öyle deseler de…
Dünyayı değiştirmeye kalkanların zayıflığı.
Geçmişten beri insanlar dünyayı değiştirmeye çalıştılar. Gördük ki bir işe yaramıyor ve tam tersine insanoğluna bu tür kişilerin getirdiği şey hep daha fazla zarardır. Kendi kafalarına göre “kötü” tayin ettikleri şeyleri yok etmek isterler ve “iyi” düşündükleri şeyi oluşturmaya kalkarlar. Bunu İkinci Dünya Savaşı’nda Adolf Hitler’in yaptıklarıyla Almanya’nın ve Almanların nasıl rezalete sürüklendiğiyle gördük: Almanlar dünyanın en gelişmiş ulusuyken yerin dibine girdiler. Bolşeviklerin de Rusya Devrimi’nde Rus halkını nasıl bir rezalete ve ızdıraba götürdüklerini gördük. Rusya dünyanın en zengin maden ve doğal kaynaklarına sahip olan bir ülke iken hala sefillik ve açlık içerisinde yaşayan bir halkı barındırıyor. İnanılır gibi değil…
Arap milliyetçiliğinin gelişimiyle, Arapların Osmanlılara petrol ve altın uğruna nasıl ihanet ettiklerini gördük (Dikkat ederseniz Orta Doğu bu ihanetten beri hiç Araplardan yana olmadı. Hep birbirleriyle savaştılar, İsrail sürekli onları tokatladı ve Arap halkı hep fakir kaldı ama tüm petrolün geliri ve faydası Batı uluslarına aktı vs.) Aah! Bu arada kimse Arap Baharının Araplar tarafından yapıldığını sanmasın. Mısır’da günde 2 dolara çalışan adam hala aynı fiyata çalışıyor ve ben önceden söyleyeyim: Durumları da düzelmeyecek. Hepsi ABD’nin Afrika ve Orta Doğu’yu kontrol altına alması için tezgahlanan bir devrim ve tıpkı yukarıdaki örnekte olduğu gibi bunun geri dönüşü ABD ve Batı Avrupa için son derece yıkıcı olacak. Ne yani Mübarek gitti de ne oldu? Yerine yine hırsızlık yapacak birisi gelecek. En azından Mübarek artık doymuştu, yeni gelen kişi sıfırdan tekrar cebini dolduracak, halk iyice perişan olacak. Şunu demeden geçemeyeceğim; Suriye bu tezgâha gelmeyen tek Arap ülkesidir ve Esad’ın katı tutumu işe yaramıştır ve bana sorarsanız bu oyunu bozan bir tek o oldu.
Küresel dünyada artık bireyin iyiliği tüm dünyanın iyiliğiyle aynı hale gelmiştir. Bunu birçoğumuz hissetmeyebilir. Ama sadece bir salağın bir düğmeye basmasıyla tüm dünyayı yok edebilecek bir senaryo önümüze gelmektedir. Bugün tüm ülkeler gıda, enerji, su gibi en basit şeyler için bile birbirlerine göbekten bağlı hale gelmişlerdir. Bunu artık hepimiz görmeli ve çocuklarımızı da buna göre eğitmeliyiz ki yeni global hayatta yer alabilsinler. En azından bu işte geri kalmayalım. Bireysel egoizmin yok edici unsurlarını dikkate alarak, toplumsal müşterek sorumluluk ve bireysel gelişimizi toplumsal gelişime entegre edecek bir eğitime geçmek için artık acil bir çalışma gereklidir. Yoksa ne ülkemizde ne de dünyada barış yeşerebilir. Ne güzel olurdu eğer böyle bir eğitime geçişi ilk bizim ülkemiz yapabilseydi! En azından anne ve babalar olarak bizler bu eğitime evde başlasak fena olmaz. Damlaya damlaya göl olur bizim sayemizde.
“İyi de… El alem cinayet işlerken biz ne yapacağız?” diye sorabilirsiniz… Bunun cevabı da gerçekçi olmak zorundadır: Her kim sizi öldürmeye geliyorsa siz onu önce öldüreceksiniz! O kadar da saf değiliz. Sonuç olarak bireyin barışı direkt olarak ülkenin barışını etkilemektedir.
Yurtta Sulh Cihanda Sulh!

Mutlu Meydan
Hayatın Anlamı Var
İnsan doğası, ilişkiler ve doğanın işleyişi üzerine söyleşiler.
Yeni etkinlikler, videolar, yazılar ve kitap duyuruları doğrudan e-postanıza gelsin.
© 2026 Mutlu Meydan. Tüm hakları saklıdır.
Bu site Adeah LLC tarafından işletilmektedir.