Hayatının Bir Anlamı Var
Her ülkede dinciler aynı, laikler aynı, inançsızlar aynı… Sanki her ülke dünyanın minik bir modeli ve nereye gidersem gideyim fakirleri de zenginleri de dincileri de dinsizleri de laikleri de hep aynı karakteristik özellikleri taşıyor. Dünya gerçekten iç içe oldu ve herkes herkesten haberdar, herkes dünyada olup biteni biliyor ve herkes sanki olan biteni dünyanın öbür ucunda da olsa olayların içindeymiş gibi internetten yaşıyor.
Globalleşme denilen şeyin anlamı eskiden bu değildi. Artık globalleşme bize herkesin bu dünyanın bir parçası olduğunu, dolayısıyla herkesin herkesle bir bağı olduğunu ve aslında kimsenin ve hiçbir ülkenin de bağımsız olmadığını ve olamayacağını gösteriyor.
Söze insanlar her yerde aynı diyerek başladım. Eğer tüm insanoğlunu ve bu dünyayı bir ülke olarak ele alacak olursak (ki zaten sınırlar çizmeden önce öyleydi) bu entegre global hayatta aramızdaki temel farklılıklar olarak gördüğümüz din, ırk, renk ya da düşünce farklılıklarını nasıl aşıp bir huzur bulacağız?
Eğer her ülke dünyanın bir mini modeli ise ve her geçen gün ülkelerin ve halkların birbirlerine olan bağımlılıkları artıyor ise, nasıl bir değişim gerekir?
Tarihsel gelişimimize bir göz atalım. Farklı olduğumuza inandığımız için bizler binlerce yıldır savaşarak birbirimizi öldürüyoruz. Peki, bu farklar bizi neden rahatsız ediyor, ya da neden birisi bunu rahatsızlık olarak bize yansıtıyor ve biz de peşlerinden gidiyoruz? Onların dediklerine inanarak ölüyoruz, öldürüyoruz veya gözümüzün bebeği gibi bakıp sevgiyle büyütüp yıllarımızı onların gelişimine adadığımız çocuklarımızı bu yüzden ölüme gönderiyoruz? Hem de gönderirken de bayram ediyoruz?
Ne oluyor bize? Yıllardır ona bir şey olacak diye ödümüzün patladığı, her düşüşüne her ağlayışına koşup, gözünün içine bakıp gülümseyip “Aaah, evet işte bu benim oğlum!” diyerek içimizden geçirdiğimiz bu çocuklarımızın mutluluğu yerini şimdi nasıl aynı çocuklarımızı bayram havasıyla ölüme göndermeye bıraktı? Binlerce yıldır birileri kahraman, zengin ve güç sahibi olabilmek uğruna, bizlere de bir sonraki dünyayı satarak, cennet ve bakirelerin sözlerini verip, emellerine kavuşup günlerini gün ettiler. Kendi halklarının ızdırabıyla…
Örnekler çok! Adolf Hitler Alman halkını üstün ırk yapacağım derken 18 milyon Alman’ı ölüme götürdü. Lenin komünizmi uygularken halkını katletti, Stalin işi devraldı ve 70 yıllık komünizm maceraları 40 milyon Rus’un ölümüne ya da Sibirya’da ne olduğu bilinmeyenler listelerine girmesine neden oldu. Bugün ABD ve Avrupa kapitalizmi de hiç farklı değildir. Ülkelerin başındaki insanlar kendi mevkii ve güçlerini korumak için kendi halklarını ölüme gönderirler ve de bu işten çok iyi para kazanırlar.
Her ülkenin bu denli benzer olması elbette rastlantı değildir. İnsan her yerde aynı insan! Bu yüzden bir başkasından nefret ederken değerlendirmemiz gereken şey şu: ‘Eğer tüm dünyada sadece tek bir halk olsaydık ne değişecekti ki?’ Hiçbir şey…
İyi de peki neden her şey iyi olsun istiyoruz? Çaresizce yıllardan beri iyi olsun istiyoruz ama işin aslı hep daha kötüye gidiyor. Eğer dünyanın iyileşmesini istiyorsak o zaman değişime kişi kendisiyle başlamak zorundadır! Kişinin sorusu şu olmalı; ‘Kendimi nasıl değiştirebilirim? Kendimi hangi prensiplere göre değiştirebilirim? Kendi değişimimi nasıl ölçebilirim ve neye göre bir ölçü kullanabilirim?’
Bir sonraki makalem insan doğası üzerine olacak… Orada görüşmek ümidiyle…

Mutlu Meydan
Hayatın Anlamı Var
İnsan doğası, ilişkiler ve doğanın işleyişi üzerine söyleşiler.
Yeni etkinlikler, videolar, yazılar ve kitap duyuruları doğrudan e-postanıza gelsin.
© 2026 Mutlu Meydan. Tüm hakları saklıdır.
Bu site Adeah LLC tarafından işletilmektedir.